KORAY ÖZGEN

koray_ozgen-2

Tasarımı; “Öznellik ve nesnellik arasında gidip gelen ve gündelik yaşamı sorgulayan bir şey. Bir uygarlık ölçütü,” olarak tanımlıyor Paris’te yaşayan Koray Özgen….

O, tasarıma gönlünü, hayatını adamış başarılı bir tasarımcı. Onu Paris’te ararken, Finlandiya’da yakalayıp sorularımızı yönelttik…

Tasarıma karşı merakınız nasıl başladı?

Üniversitenin ikinci yılında Avrupa’da tek başıma sırt çantası ile yaptığım bir aylık seyahat sonunda tasarım okumaya karar verdiğimi hatırlıyorum. Sanıyorum, bu gezideki 10′dan çok Avrupa kentindeki izlenimlerim ve duygularım, benim içimde gizli kalmış tutkuyu dışarı vurmama neden oldu.

Paris’e sizi ne yönlendirdi peki?

Paris bir proje değildi. Başka bir ülke de olabilirdi. Bir bursla Paris’teki “Les Ateliers” adlı tasarım okuluna gelmiştim. O tarihten beri Paris’teyim…

İlk projenizden son projenize, işinizin gelişim sürecini nasıl tanımlayabilirsiniz?

Ben profesyonel yaşama, Paris’te “kurumsal kimlik ve yönlendirme tasarımı” üzerine çalışan bir ofiste adım attım. İlk projelerimi de bu alanda alıp kendi stüdyomu kurdum. 2000 yılında ise “nesne tasarımı”na yönelmeye başladım. Şu anda “görsel tasarım”, “mekan tasarımı” ve “nesne tasarımı” olarak her üç alanda da projeler üretiyorum.

Muhakkak tasarımlarınızı bazı şeylerden ilham alarak yapıyorsunuzdur. Bugünkü tasarımlarınızı neler etkiliyor?

İnsanın çevresi ve nesnelerle olan ilişkisi, günlük gözlemleriniz veya deneyimleriniz size tasarım sürecinde nasıl bir hareket noktanız olabileceği konusunda önemli ipuçları veriyor. Bunu da en iyi Amerikalı antropolog Edward T. Hall’in sözleri özetliyor: “…Man learns while he sees and what he learns influences what he sees.” Yani insan görerek öğrenir, öğrendikleri de gördüklerini etkiler…

Tasarımı anlamak için ne gerekiyor?

İnsan kültürünü ve tasarım tarihini anlamak gerekiyor.

Koray Özgen’in tasarım felsefesini açıklar mısınız?

Ürün tasarlarken hedeflediğim, nesneyi tasarlayanı öne çıkarmaktan daha çok o nesnenin arkasındaki metni öne çıkarabilmektir. Araştırmacı Klaus Kripendorf’un da belirttiği gibi: “Design is making sense of things.” Yani tasarım, şeyleri (nesneleri) anlamlı kılmak ve onların içyüzlerini ortaya çıkarma çabasıdır. Tasarım aynı zamanda, kültürel çeşitliliğe önem veren, çevreyi koruyan, yereli ve zanaatkârlığı destekleyen politik bir eylem olarak da görülmeli…

Peki günümüzde tasarımda yanlış olan nedir?

Bence bu çok göreceli bir durum. Tasarım, yanlışları ve doğruları ile var olan bir olgu. Eğer bir yanlış varsa, bu yanlış doğrudan tasarımcıdan kaynaklanmaz ama daha çok toplumdaki yanlışların tasarıma yansımasıdır.

Bazılarına göre tasarım sadece yüksek gelirlilere hitap ediyor. Sizce erişilebilir ya da erişilemez diye ürünlerin ayrımı doğru bir kavram mı?

Bence, bir ülkede tasarımın erişilebilirliği, o ülkenin gelir ve eğitim düzeyi ile doğru orantılı bir ilişki.

Sizi diğer çağdaş tasarımcılardan farklı kılan ne? Sizi ve tasarımlarınızı ayırt

eden özellikler vardır, elbet…

Diğer çağdaş tasarımcılardan farklı olmak gibi bir çabam yok. Zaten tasarımlarınızın gerçek değeri ya da kalıcılığı belli bir süre geçtikten sonra değerlendirilebilecek bir durum. Bence bir tasarımcı tasarladığı ürünün önüne geçmekten çok o ürünün arkasında durarak, düşüncelerini bir forma sokması gerekiyor. Eğer tersini yaparsa, ürünlerinde hep kendini görmenin sıkıcılığı ile başbaşa kalır.

Ne kadar güzel bir bakış açısı…

Trendler tasarımlarınız üzerinde ne denli etkili? Tasarımlarınızı oluştururken izlediğiniz öncelikli yol ne oluyor?

Tasarım trendleri o anda var olan malzemeler ve üretilmiş nesnelerin seçilip bir araya getirilmesiyle oluşuyor. Var olan nesneler üzerinden gelecek önerme/kurgulama çabası doğal olarak bir ikilemi ortaya çıkarıyor. Trendlerin kültürel ömrünün çok kısaldığı günümüzde, tasarımcının trend izleyen değil ama trend belirleyici bir rolü olması gerekiyor aslında.

Sizce iyi bir tasarım ne demek? Bir tasarımda fonksiyonellik mi yoksa estetik mi ön planda olmalı?

20-30 yıl öncesinde iyi tasarım nedir sorusuna cevap aramak günümüze göre çok daha kolaydı diyebilirim. 80′li yıllarda tasarım öğrencisiyken, bize iyi tasarım olarak Dieter Rams tasarımı Braun marka ürünler örnek gösterilirdi. Bu ürünler işlevleri, ergonomik ve görsel özelliklerine göre değerlendirilirdi. Bugün, bir ürünü iyi bir tasarım olarak niteleyebilmek çok değişkenli bir durum aldı. Örneğin, Apple iPhone farklı nitelikleri ile karşımıza çıkıyor.

Böyle bir ürünü “güzel” görünümünüyle iyi tasarım olarak değerlendirebilmemiz imkansız. Çünkü Apple iPhone, ona yükleyebildiğimiz sayısız işlevler ve bu işlevleri yerine getirebilmek için gerekli olan arayüzlerden oluşan bir nesne.

Bu servisin/nesnenin adı acaba “hesap makinesi” mi, “çalar saat” mi? Yoksa bu gerekçe adını veren telefon işlevinin arayüzü mü? Günümüzün yükselen değerleri açısından düşünürsek, bir tasarım işlevsel, ergonomik ve sosyal açıdan tatmin edici olsa bile, “iyi” olarak nitelendirilebilmesi için çevresel, duygusal ve etik bağlamda nerede durdukları da çok önemli.

Bir tasarımcı olarak işinizdeki en zorlayıcı noktayı öğrenmek isteriz…

Her gün pazara arz edilen binlerce ürün yüzünden tasarımın doyma noktasına gelme durumu.

Sanırım her şeyde olduğu gibi diyebiliriz… Artık tasarım ve sanat birbirinden güçlükle ayırt edilir hale geldi. Sizce bunun sebebi nedir?

Kültür pazarlaması bağlamında bu iki disiplin zaman zaman kesişiyor, ancak bu kesişimin algılanabilirliği görecelidir. Bunu özellikle öznellik ve nesnellik üzerinden sorgulamak bizi anlamsal bağlamda bir yerlere götürebilir diye düşünüyorum. Kim kullanıcı, kim izleyici? 

Paris’te yaşayan bir tasarımcı olarak, kendinizi Türkiye’deki ortama yabancılaşmış hissediyor musunuz?

90′lı yıllarda Türkiye’ye çok uzak hissederdim kendimi ve de bir yabancılaşma endişesini taşırdım ancak yeni yüzyılla birlikte teknolojinin avantajı ile hem sosyal, hem de profesyonel bağlamda Türkiye’yi takip etme ya da meslektaşlarınızla (tele)kontakta olmak sizin bu yabancılaşma endişenizi farklı bir duruma sokuyor.

Teknoloji avantajları söz konusu olsa da Türkiye ile bağlantılarınız ve işleriniz devam ediyor diye biliyoruz…

Türkiye ile olan ilişkilerim 2007 yılına dek sadece akademik ve tasarım sergileri düzeyinde idi. Bilgi Üniversitesi’nde senede bir kez ders vermeye geliyordum. 2007 yılında Topaz Restoran projesinden sonra İstanbul’da farklı alanlarda tasarım yapmaya başladım.

Türkiye’deki tasarım dünyasının büyük bir değişim ve gelişim içinde olduğunu fark edebiliyoruz. Siz bu değişimi ve gelişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tasarım Türkiye’de nasıl büyük bir değişim ve gelişim içindeyse, diğer ülkelerde de göreceli olarak değişim ve gelişim içinde. Önemli olan, bu değişim ve gelişiminizi diğer ülkelerin nasıl algıladıkları ve buna nasıl bir anlam verdikleri.

Sizi en çok heyecanlandıran projelerinizden bazılarını öğrenebilir miyiz?

Son zamanlarda beni en çok heyecanlandıran ve ayrı bir anlamı olan tasarımım, 2010 yılında “Istanbul Otherwise” sergisi için yaptığım, İstanbul’daki ayakkabı boyacısı çocuklar için bir anma nesnesi olan “ADI YOK” idi. Bir diğer proje ise, Garanti Bankası’nın kültür kurumu SALT’ın Galata ve Beyoğlu binaları için geliştirdiğim yönlendirme tasarımı.

Son zamanlarda neler tasarlıyorsunuz?

Son zamanlarda, camdan ev ürünleri ve mekanlara görsel müdahaleler olarak tanımlayabileceğim yönlendirme tasarımı projeleri üzerine çalışıyorum. Diğer güncel bir konu ise, bir sergide yer alacak bir kilim tasarımı…

İşinizle ilgili bir hayaliniz vardır muhakkak. Hayallerinizi süsleyen bir tasarımı sorsak?

Ben daha önce hiç gerçek anlamda bir mobilya tasarlamadım. Belki de zamanı geldi…

Ya yapmış olmayı istediğiniz bir tasarım klasiğini söylebilir misiniz?

Alvar Aalto’nun “Chair 69″ sandalyesi. Yıl 1933.

Hayranlıkla takip ettiğiniz tasarımcılar var mı?

Daha çok geçmişten örnek vereceğim çünkü tasarım tarihinde iz bırakan tasarımcıların felsefelerini öğrenmeye çalışmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Tasarımcıları ikonlaştırmayı sevmiyorum ancak Tapio Wirkkala ve Alvar Aalto iki önemli örnek. Tesadüf ben de sizin sorularınızı şu anda Helsinki’den cevaplıyorum.

Son olarak, genç tasarımcı adaylarına verebileceğiniz en önemli tavsiye nedir?

Hızlı yapan değil, iyi yapan kazansın!

Teşekkürler bu keyifli ve bilgi dolu sohbet için,

Koray Özgen…

www.ozgen.fr

 

Röportaj:

Rana Korgül

Fotoğraflar:

Christophe Delliere

 

paper t.AG magazine

0
0

0 Comments

Leave a reply